Fobiler

Fobi tanım olarak, belli nesne ya da durumlara karşı gösterilen orantısız derecede şiddetli korku ve kaygı hissini kapsamaktadır. Fobisi olan kişiler, korku ve kaygılarının mantıksız olduğunu bilse bile korkulan yer, durum, nesne ve işlevlerden kaçınırlar. Elbette herkesin korktuğu, çekindiği, kaçınmak istediği çeşitli şeyler vardır.

Korku en ilkel duygularımızdan biridir ve aynı zamanda kişinin hayatta kalması açısından da büyük önem taşımaktadır. Ancak fobi dediğimizde, tehlike ve korku şiddeti arasında ciddi bir orantısızlık vardır. Hatta normal şartlarda tehlikeli olmayan birçok duruma ve nesneye (ceviz, su gibi) karşı şiddetli korkular duyulmaktadır. Fobiler nedeniyle kişinin hayatı ciddi ölçüde kısıtlanmaktadır. Hatta şiddetli fobik durumlarda kişi evden dışarı dahi çıkamayacak duruma gelmektedir. Korku ancak insanın yaşamını kısıtladığı, özgürce yaşamasını önlediği zaman fobik özellik kazanır.

Fobiler üç alt grupta ele alınmaktadır:

  • Agora fobi
  • Özgül fobi
  • Sosyal fobi

 

Agorafobi, meydan ya da açık alan korkusu olarak tanımlanmaktadır. Daha geniş bir tanım yapacak olursak kalabalık alanlarda bulunmak, evde yalnız kalmak, evden dışarı çıkmak, sinema salonu, tiyatro salonu, alışveriş merkezleri, otobüs, tren, uçak gibi toplu yerlerde bulunmak gibi durumlarda ortaya çıkan korkular agorafobi kapsamında değerlendirilmektedir. Yani agorafobi kişinin kendini güvende hissettiği ortamlar dışında (genellikle ev olmaktadır) bulunmaktan duyulan korkudur. Agorafobi hastaları, çoğunlukla bu tür ortamlarda bulunmaktan kaçınır. Korku özellikle yalnızken daha şiddetli olmaktadır. Bu nedenle agorafobi hastaları güvenli buldukları yerden uzaklaşmaları gerektiği zaman (evden çıkmaları gerektiğinde), yanlarında tanıdıkları birinin varlığına gereksinim duymaktadırlar. Agorafobi, kişilerin hayatını öyle kısıtlar ki, ciddi vakalarda hastaların evden dışarı adım atamadıkları bile görülür. Hastalar tipik olarak, kontrolü kaybetme, kalabalık içinde sıkışıp kalma, kalabalıkta bayılma, düşme ya da tehlike anında kaçamama korkuları yaşarlar. Bu nedenle agorafobi hastaları evden çıkmalarını gerektiren durumlarda kaldıklarında mekanlardan kolay kaçabilecekleri stratejileri belirlemeye kafa yorarlar. Örneğin, eğer sinemaya gitmişlerse kapıya en yakın olan koltuğu tercih ederler ve acil çıkış kapılarının nerede olduğunu hemen öğrenmek isterler.

Agorafobiklerin korku duydukları belli başlı durumlar şöyledir:

  • Büyük alışveriş merkezlerinde, kalabalık mağazalarda ya da halk pazarlarında olmak
  • Tiyatro, sinema, konser gibi kalabalık alanlarda bulunmak.
  • Otobüsle, trenle, uçakla ya da araba ile seyahat etmek
  • Boğaz köprüsü gibi uzun köprülerden geçmek.
  • Kuyrukta beklemek
  • Kalabalık caddelerde dolaşmak gibi.

Agorafobi hastası eğer yukarıda belirtilmiş olan durumlarda kalırsa panik atak benzeri çeşitli semptomlar (baş dönmesi, daralma, bulantı, terleme gibi) yaşayabilmektedir. Kişiler bu kaygıdan ve semptomlardan kaçınmak için evden çıkmamayı tercih etmektedirler. Öyle ki, agorafobi tedavi edilmediği zaman kişiyi tamamen eve bağlayacak bir noktaya gelebilmektedir. Bu da kişinin hem aile, hem iş, hem de sosyal yaşantısı açısından ciddi sorun yaratmaktadır.

Özgül fobi, en basit tanımı ile belli bir nesneye ya da duruma karşı duyulan belirgin ve sürekli korkudur. Korkulan nesne ya da durum ile karşılaşmak hemen her zaman fobik bir tepki doğurur. Kişiler böyle uyaranların varlığı anında ya da karşılaşma beklentisine girdiklerinde orantısız biçimde şiddetli, sürekli bir korku içinde olurlar. Hissedilen korku fobik uyarana olan uzaklığa ve kaçabilme fırsatına göre değişir. Fobik kişiler bazen mecburen fobik nesnelere maruz kalsalar bile (örneğin uçuş korkusu olan birinin mecburen uçak yolculuğu yapması gibi) çoğunlukla kaçınma eğilimindedirler.

Fobik nesne ya da durumla karşılaşılmasa bile, bu tür nesne ve durumların hayal edilmesi, resmi veya görüntüsünün zihinde belirmesi dahi korkuyu ortaya çıkarabilmektedir. Korkulan uyaranla karşılaşıldığında ya da hayal edildiğinde, çarpıntı, terleme, ateş basması, bayılacağını veya çıldıracağını hissetme gibi panik atakla benzer yakınmalar ortaya çıkmaktadır. Korkulan ya da kaçınılan durumlara göre özgül fobiler aşağıdaki tiplere ayrılmaktadır:

Hayvan Tipi: Korkuyu kedi, köpek, böcek, yılan, kuş gibi hayvanlar başlatıyorsa bu tipe girmektedir. Hayvan tipi fobi genellikle çocukta başlamaktadır.

Doğal Çevre Tipi: Şimşek, fırtına, yüksek yerler ya da su gibi doğal çevrenin korku uyaranı olduğu durumlardır. Hayvan tipinde olduğu gibi çoğunlukla çocuklukta başlar.

Kan-Enjeksiyon-Yara Tipi: Kan ya da yara görme, enjeksiyon yapılması, enjeksiyon iğnesi görme gibi durumlarda yaşanan korkuyu ifade eder. Çoğunlukla aileseldir. Bu alt tipe giren fobik hastalar genellikle baş dönmesi ve bayılma hissinden yakınırlar. Diğer tiplere göre burada dikkat edilmesi gereken nokta, korku çoğu zaman bayılma ile sonuçlanabilir.

Durumsal Tip: Korkuyu toplu taşıma araçlarında bulunma, tüneller, köprüler, asansörler, uçakla seyahat etme, araba kullanma ya da diğer kapalı yerler gibi bir durum başlatıyorsa durumsal tip fobi kapsamına girmektedir.

Diğer tip: Korkuyu saydığımız uyaranlar dışında farklı durumlar başlatıyorsa diğer tip fobi kapsamında değerlendirilir.

Fobik bozukluk bu tiplerden birini ya da bir kaçını kapsıyor olabilir. Toplum örneklemlerinde yapılan çalışmalara göre yükseklik, böcek, fare ve örümcek en sık fobi yaratan uyaranlardandır.

Sosyal fobi, kısa tabiri ile toplumsal durumlarda ya da toplum içinde bir eylem gerçekleştirilmesi durumlarında gösterilen, yoğun korku ve endişe tepkileridir. Sosyal fobisi olan bireyler toplum içerisine girmeleri ya da toplum içinde bir eylemde bulunmaları gerektiğinde, utanç duyacaklarına, işi eline yüzüne bulaştıracaklarına, heyecandan düşüp bayılacaklarına ya da istifra edeceklerine dair kaygılar yaşarlar. Ayrıca insanların onları garip ve aptal bulacağından korkar ve bu nedenle toplum içinde olabildiğince görünmez kalmaya çalışırlar.

Sosyal fobi hastaları toplum içinde bir konuşma yapmadıkları, insanlarla etkileşim kurmadıkları ya da kimsenin kendilerine dikkatle bakmadığı durumlarda bile tüm gözleri kendi üzerlerinde hissedebilirler. Eğer kaygı yaratan durum içine girmek zorunda kalırlarsa yüz kızarması, terleme, titreme, kalp çarpıntısı, baş dönmesi ve bayılacakmış gibi hissetme gibi anksiyete belirtileri gösterirler. Bu anksiyete semptomlarına bağlı olarak da bazen tahminleri kendini gerçekleştiren kehanet şeklinde doğru çıkar. Yani hissedilen yoğun endişe ve kaygı nedeniyle konuşma sırasında kelimeleri toparlayamayabilir ya da ellerindeki titreme nedeniyle tuttukları şeyi (konuşma kağıdı, kahve fincanı gibi) düşürebilirler. Böylelikle fobileri ve kaçınma tepkileri pekişmiş olur. Sosyal fobik kişiler başkalarının, kendileriyle ilgili bütün yanlışlıkları, bütün olumsuzlukları göreceğini ve bu nedenle yargılanacaklarını düşünebilirler. Bu tür kaygılar sebebi ile hastalar kaygı yaşayacakları ortamlardan kaçınırlar ve eğer tedavi edilmez ise hayatları büyük ölçüde kısıtlanabilir.

Sosyal Fobisi Olan Bireylerin Sıklıkla Kaçındığı Durumlar:

  • Toplum karşısında konuşma yapmak
  • Otobüste, yolda ya da herhangi bir yerde tanımadığı birine soru sormak, fikir danışmak.
  • Başkalarının yanında yemek yemek
  • Karşı cinsle tanışmak ve/veya konuşmak
  • Okulda söz almak, soru sormak ya da ödev sunmak
  • İş yerinde toplantılarda söz almak
  • Kendi hakkı aramak
  • İş görüşmesi yapmak
  • Partiye gitmek ya da kalabalığa girmek
  • Genel tuvaletleri kullanmak
  • İnsanlarla göz kontağı kurmak gibi...

Genel Tip Sosyal Fobi: Her türlü toplumsal ortam ve durumda kişi kaygılıdır. Bu tip, kişinin hayatında en çok kısıtlama yaratan sosyal fobi tipidir. Çünkü genel sosyal fobi hastaları, bir toplantıda sunum yapmaktan tutun da, markete gidip alışveriş yapmaya kadar çok geniş yelpazedeki koşul ve eylemlerden kaçınır.

Özel Tip Sosyal Fobi: Sadece bazı ortamlarda kişinin kaygılı, gergin ve utangaç hissetmesidir. Mesela toplum içinde konuşma yapmaktan, yeni birileriyle tanışmaktan ya da başkalarının yanında yemek yemekten yoğun bir endişe duyabilir fakat bunun dışında kalan durumlarda endişe yaşamazlar.

Sosyal fobi erken yaşlarda başlayan bir hastalıktır. Genellikle 13-19 yaşları arasında ortaya çıkar. Bazı kişilerde daha erken yaşlarda ortaya çıktığı da görülebilir. Küçük düşürücü ya da utanç uyandıran bir olaydan sonra aniden başlayabildiği gibi yavaş yavaş ve kendiliğinden başladığı da olabilir. Sosyal fobi hastalarının yaklaşık yarısında, 10 yaşından önceki dönemlerde sosyal fobi benzeri belirtiler görülebilmektedir. Özellikle okula başlamada zorluk yaşayan, okulda aşırı kaygı yaşayan çocuklarda ileriki yaşlarda sosyal fobiye sıklıkla rastlanmaktadır Bu açıdan erken tanı ve tedavi önem taşımaktadır.

Diğer bütün rahatsızlıklarda olduğu gibi sosyal fobide de ailesel faktörlerin rolü oldukça büyüktür. Kişinin ailesinde sosyal fobisi olan varsa aynı belirtilerin olması riski artar. Bunun birinci sebebi genetik yatkınlık ikinci sebebi ise öğrenmedir. Yani çocuk anne ya da babada gördüğü aşırı kaygılı ve fobik davranışları öğrenir ve aynı koşullarda benzer tepkiler verebilir.

Psikoterapi, sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili sonuçlar vermektedir. Sosyal fobi hastaları terapistin de desteği ile kaygı yaşadığı durumları sorgulamakta ve kaygılarıyla baş etme yollarını öğrenebilmektedir. Sosyal fobi tedavilerinde bireysel terapiye kıyasla grup terapileri çok daha hızlı ve başarılı sonuçlar verebilmektedir.